Las Vegas

Las Vegas/ Metin Denizmen / Bilgi Peşinde / www.bilgipesinde.com / Booking.com’dan yaptığım araştırmalarda Las Vegas’ta ailenin kalabileceği en derli toplu ve ekonomik otel Flamingo oldu. Hem, Las Vegas’ın kalbi Strip üzerinde bulunması, hem diğer çılgın otellere göre fiyatının kısmen ucuz olması nedeni ile iki gecelik rezervasyonu Flamingo Hotel’e yaptım.

A.B.D / LAS VEGAS / 22.23.24 NİSAN 2019

Booking.com’dan yaptığım araştırmalarda Las Vegas’ta ailenin kalabileceği en derli toplu ve ekonomik  otel Flamingo oldu. Hem, Las Vegas’ın kalbi Strip üzerinde bulunması, hem diğer çılgın otellere göre fiyatının kısmen ucuz olması nedeni ile iki gecelik rezervasyonu Flamingo Hotel’e yaptım. Flamingo Hotel, Mojave Çölü’nün kentleşmeye başladığı 1946 yıllarında Las Vegas’da ilk inşaa edilen otel ünvanını koruyor. Elbette, aradan geçen bunca yıldan sonra tüm yenileme çabalarına rağmen, diğer çılgın otellerin yanında “ orta sınıf “ otel olmaktan kurtulamıyor. Eğer doğruysa, otelin yapıldığı yıllarda otel patronunun uzun bacaklı güzel bir sevgilisi varmış, bu nedenle otelin adını Flamingo koymuş.

Gecenin ilerleyen saatine rağmen Las Vegas’ın ışık seli azalmadan akıyor odamıza, uyuyabilmek için perdeleri sıkı sıkı kapatmak zorunda kalıyoruz.
Sabah 07.00’de uyanıyorum, az sonra Las Vegas Bulvarı’nın sakin sessiz hâlindeyim. Flamingo Hotelin kumar salonundan Las Vegas Bulvar’a çıkarken, hâlâ slot makinelerinin sesleri geliyor, insanlar hâlâ slotların başında kol çekmekle meşguller.

Akşam, daha doğrusu sabaha kadar her türlü çılgınlığın yaşandığı Sin City ( Günah Şehri ) sakinleri ve misafirleri derin uykularındalar şimdi. Las Vegas çılgınlığına karışmadan önce karınca kararınca biraz bilgi vereyim; Las Vegas, Nevada eyaletinin sınırları içinde bulunan Mojave Çölü’nün tam ortasında yer alan bir kent. Nevada denince aklımıza ranger’lar yani korucular geliyor. Çocukluğumuzun Tommiks’i ikide bir “ bizler Nevada ranger’larıyız “ diyerek Kızılderilileri öldürmeye başlardı hatırlarsanız.  İşte Mojave Çölü, neredeyse altmış yıl öncesine kadar Kızılderili kamplarının barındığı bir doğal yerleşim iken, bugün 600000 nüfusun barındığı kendi ifadeleri ile Sin City ( Günah Kenti ) olmuş.

Los Angeles’in Irvine kentinden dört saatlik bir araç yolculuğundan sonra Las Vegas’a girerken buranın günah kenti kadar tatminsizler kenti olacağını düşündüm. Tatminsizlik derken işin cinsellik boyutu değil anlatmak istediğim, veya ne denli payı vardır bilemem ama her şeyin en çoğunu, en büyüğünü, en kalabalığını ve en çılgınını yapan ve talep edenler için düzenlenmiş yapay bir cennet Las Vegas.

Sokaklarda kendine arkadaş arayanlar, pon pon kızlardan medet umanlar, bizim gibi Las Vegas neymiş diye merak edenlerin haricinde paralı turistler poker masalarının veya slot makinelerinin başında dizilmişler ânı yaşıyorlar. Üçgen vücutlu jigoloların kucağına sevgililerini yerleştirip fotoğraf çekenlerden, Las Vegas felsefesinin özü olan aşırılığın her boyutu ve rengine rastlamak mümkün Las Vegas sokaklarında.

Her otel, bir kent kadar büyük ve donanımlı olunca Las Vegas’ta başka hiçbir yerde olmayan “ otel otel gezme “ aktiviteleri başlamış. Hiçbir otel girişinde müdahale ile karşılaşmıyor, dilediğinizce dolaşabiliyorsunuz. Ancak, kumar salonlarına ve sanat müzelerine girerken yanınızda şık giyimli bir bodyguard beliriveriyor aniden.

Her biri bir dünya kentinin ismini taşıyan tematik otelleri gezmek, bizim gibi yaramazlık peşinde gezmeyen insanlar için en güzel oyalanma şekli. Bunların başında bence, Venetian Hotel geliyor. San Marco kulesi, Rialto Köprüsü ve gondolları ile dışarıdan, iç donanımı ile de içeriden İtalya’yı daha doğrusu Venedik’i gezer gibi oluyor insan.

Görkem olarak birbirinin üzerine yığılmışçasına yükselen ikonik gökdelenleri ile Newyork Newyork Hotel ve önündeki Özgürlük Anıtı buram buram Amerika diye haykırıyor. Caesars Hotel, isminden anlaşılacağı gibi antik Roma’yı kumarbaz Las Vegas’a taşımış. Sütunlar, heykeller ve Roma temalı yontular arasında beyhude Sezar’ı arıyor gözler. Cosmopolitan Hotel, 2010 yılında yapılmış, 2995 yataklı, her yeri halı kaplı, içinde sanat müzesi dahi var. En büyük süksesi devâsâ avizesi. Luksor Hotel, Kahire’deki Sfensk ve Piramit temalarını sahiplenmiş. 1993 yılında inşa edilmiş ve 3958 odası bulunuyor. Gerçeğinden daha büyük Sfenks’in önünden sık sık geçen Las Vegas Monorail’i ironik görüntüler yaratıyor. Monorail 6.5 kilometre uzunluğunda ve kenti kapsayan sekiz istasyonda duruyor. Kulaklıklarını takmış müzik dinleyerek koşan gençler ve geceden kalan ambalaj atıklarını süpürmeye çalışan çöpçülerden başka kimseler yok bulvarda. Tabii, kuytu köşelerde sızıp kalmış, üzerlerinden bulut gibi çiş kokuları yükselen alkol ve uyuşturucu müptelâlarını saymazsam.

125000 otel odası bulunan Las Vegas’ın ABD’deki adı Sin City yani Günah kenti. Lüks yaşamı, şatafatı sevmediğim halde, Las Vegas’daki otellerin tümünü gezme ihtiyacı hissediyorum. Sermayenin, daha doğrusu kumar, fuhuş gibi kirli sermayenin patronlarının veya gruplarının pazarladıkları hayâl dünyası ile insanların servetlerine nasıl göz diktiklerinin canlı senaryolarını izlemek istiyorum.
Kentin güneyine doğru yürürken, ısı da yükselmeye başlıyor. Newyork Newyork otelin önünden geçiyorum. Bu kadar binayı böylesi dar alana sığdırabilme becerisini göstermiş olanları en galiz sözlerle anıyorum. 

Ardından, Tropicana Caddesini geçiyorum, başka bir çılgınlık abidesi olan Excalibur Hotel üzerime yıkılacakmış gibi yükseliyor önümde. Bu mimar da, tek blokta bunca odayı bir araya nasıl getirdin diye sorgulanmaya değer bence. İğrençlik mabedi siyah piramit yükseliyor artık, 4500 yıllık Sfenks, marketing adına daha da büyütülüp, makyajlanıp kumarbazların hizmetine sunulmaktan hicap duyuyordur mutlaka. Muhtemeldir ki; Giza Piramitleri ve Sfenks’ten çok daha fazla ilgi görüyordur bu makyajlı mâbedler. Akşamki rahatsızlığımı duymadığımı fark ediyorum, sabahın erken saatlerinde, sigara veya marihuana dumanını yüzüme üfleyen yok, elinde viski kadehi ile sağa sola çarparak yürüyen magandalar yok bu saatlerde.
Cosmopolitan Hotel’in şaşırtıcı debdebeli ve havuzlarla dolu arka bahçesini dolaşıyorum. Nevada Eyaleti, ABD’nin belki de en esnek ve toleranslı yasalarının bulunduğu eyalet. Zira, Las Vegas’ın patronları çok güçlü, çok zengin ve lobby faaliyetlerinde çok etkililer.

Kahvaltı için otel odama dönüyorum. Sonra, maaile çıkıyor Strip boyunca yürüyor, The Link’den yükselen ve 550 metre yüksekliği dünyada en büyük dönme dolabı yakından seyrediyoruz. Her biri 40 kişi alabilen 28 kabini ile Las Vegas ruhuna tam olarak uyum sağlaması için 2000 LED ampülle aydınlatılıyor. Zipline da çılgınların çok ilgisini çekiyor. Dönme dolabın bilet fiyatı 65$, zipline 25-35 $ arasında değişiyor.

Venetian Hotel’in iç dizaynına ne diyeyim bilemiyorum. Oteli kapatıp müze yapsalar yeridir. Serenadlar söyleyen Marco ile sohbetimiz kahkahalar arasında fotoğraf çekerek devam ediyor. Bunca süsleme, işleme gerçekten küçük paralarla olacak iş değil, bu otellerin bilânçolarını gerçekten merak ediyorum. Dışarıda yükselen San Marco kulesi, pırıl pırıl suyun içinde ilerleyen gondollar, Rialto kulesi ile küçük bir Venedik maketi içinde yaşadığını hissediyor ziyaretçiler. Las Vegas restoranlarında yemek yemek, TL kullananlar için yıkıcı olabilir endişesi. Otellerin buffet’ları bile 80$’dan başlıyor. ABD’nin en büyük hamburger zincirlerinden in-N-out Burger’e giriyoruz ( 28$ ).

Öğleden sonra, eşimle birlikte, sabah erken saatlerde yürüdüğüm Las Vegas Bulvarı’nın güneyine gidiyorum tekrar. Luxor Hotel’in içine girince bir mimarî çılgınlığı daha iyi gözleme imkânımız oluyor. Yan tarafta yükselen Mandalay Hotel’de, 1 Ekim 2017 yılında, Route 91 müzik festivalinde 22000 kişinin üzerine ateş açılmış, 58 kişi ölmüş, 400 kişi yaralanmıştı. Mandalay Hotel’de ölenleri ve 32. Kattan binlerce mermi yağdıran sapık İŞİD militanını düşünerek geldiğimiz yöne yürümeye devam ediyoruz.

Las Vegas Bulvarı üzerinde hemzemin yaya geçidi yok, ancak yaya üst geçitleri var ki, yürümekten çok bunları tırmanmak bu sıcakta hırpalıyor insanı. Koca bir gün yavaş yavaş bitiyor. Bir ara Planet Hollywood Hotel ( ve tabii ki kumarhane ) binasının koridorlarında dolaşırken ilginç robotlar çarpıyor gözüme. Tipsy Robot isimli barda, içki kokteyllerini tezgâhın arkasındaki iki robot hazırlıyor. Apple uygulamaları üzerinden verilen kokteyl siparişlerini akıllara zarar bir hassasiyetle hazırlayan robotlar saatte 120, günde 1440 adet kokteyl siparişini şaşmaz bir hassasiyetle hazırlayıp tezgâhın üzerine koyuyorlar.

Tabii, sipariş sonrası robotların hazırladığı kokteyl, insanın hazırladığından daha mı güvenli, düşünmeden yapamıyorum.

Hava karardıkça, Bellagio Hotel havuzlarında ışık dansları daha belirginleşiyor, keyifle izleyip odamıza dönüyoruz.

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com


Yorum yazabilmeniz için Üye olmanız gerekmektedir. Üye Girişi yapmak için tıklayınız.

E-Ticaret Sitemiz

Diğer Web Siteleri

Sosyal Medya Sayfalarımız